Sıfırdan Öykü Yazma Bölüm 2 – Ana Karakter ve Ana Kötü

fantastik, öykü yazma, hikaye yazma, nasıl hikaye yazılır, yazar olmak, hayalgezer 2 ana karakter, Ana Kötü, Kahraman

Uyarı: Bu tanımların ve kuralların hikayenizin önüne geçmesine asla izin vermeyin.

Bir önceki yazımda hikayenin temel zıtlığı nasıl oluşturulur ve ana karakter nasıl seçilir sorularına cevap vermiştim. Unutmadan eklemek istiyorum hikaye yazmak için kesinlikle buradan başlamalısınız diye bir kuralım yok. Hikayenin en son sayfasından veya son kelimesinden başlayıp hikayeyi oraya taşıyan çok başarılı yazarlar da var çok alakasız bir olayı şekillendirerek enteresan hikayeler çıkartan başarılı yazarlar da var. Bütün bunlar düşünüldüğünde kesin bir hikaye yazma yöntemi olmadığından ben temelden başlayarak anlatmaya karar verdim. Merak etmeyin nereden başlamış olursanız olun yazdığınız şeylerin hiçbirinde bir yanlışlık yok. Güzel bir hikaye ancak siz sevdiğiniz yerinden başlarsanız kaliteli bir esere dönüşecektir. O yüzden nereden isterseniz nasıl hissederseniz oradan başlayın.

Şimdiye kadar temel çatışmayı oluşturmuş ana karakterinizi seçmiş olduğunuzu varsayarak devam ediyorum. Elinizde olayların gelişmesini gerektiren ve bu gelişmeleri en güzel şekilde gözünden göreceğimiz bir karakter var. İşin bu kısmında olayları gözünden göreceğimiz ana karakterin karakteristik yapısı üzerinde ve nasıl “ilişki kurulabilir” sevilebilir yapabileceğimizden konuşalım.

İngilizce’de bizim ana karakter dediğimiz kişiyi üçe ayırıyorlar. Hero(Kahraman), Main Character(Ana Karakter) ve Protagonist (Maceracı –tam anlamı karşılamasa da ayırt edebilmek için böyle çevirdim-)

Kahraman hikayeyi ileriye taşıyan ve sürekli yeni şeylerin olmasını sağlayan kişi, Ana karakter hikayeyi gözünden gördüğümüz olaylara tanık olan veya bize anlatan kişi, Maceracı ise yolculuğu yaşayan ve süreç sonucunda değişime uğrayan kişidir. Bu görevleri 3 ayrı kişide taşıyabilir veya 3’ünü bir kişide de toplayabilirsiniz hikayenizin şekline göre. Bu ayrımı yapan John August’un da dediği gibi “tanımların hikayenizin önüne geçmesine izin vermeyin.”

Bu sebeple Türkçe de ana karakter kelimesi üç anlamı da maalesef taşıyabiliyor. Ve ben ana karakter veya kahraman derken hikayemizin merkezinde olan ve asıl macerayı yaşayan kişiyi tarif ediyor olacağım. Ve hikayeyi gözünden gördüğümüz kişi veya kişiler ana karakter olmayabilir. Bunun ayırdına vararak yazmanız daha sağlıklı olacaktır.

Woody, ilk başta herşeye hakim ana karakter olsa da ilerleyen bölümlerde Andy'nin gözündeki yeri kaybetmekten korktuğunu öğreniyoruz.

Woody, ilk başta herşeye hakim ana karakter olsa da ilerleyen bölümlerde Andy’nin gözündeki yeri kaybetmekten korktuğunu öğreniyoruz.

Bu ön bilgiyi verdikten sonra konuya hızlıca gelelim. Ana karakterin sevilebilir veya en azından ne yaptığını okurun anlayabiliyor olması çok önemlidir. Hikayedeki herkesi bu karakterin gözünden göreceğiz ve yaptığı eylemlere karşı bir şeyler hissetmezsek okur her geçen sayfada hikayeden uzaklaşacaktır. Bu yüzden ana karakterimizi mümkün olduğunca “gerçek” hale getirmeli ve hareket temellerini anlaşılabilir yapmamız gerekiyor. Bu yüzden asla ana karakterinizi “shounen” animelerdeki kendinden emin, hareketleri hesaplı, başarılı, aşırı sosyal, hiç sorunları ya da tereddütleri olmayan bir karakter haline getirmeyin. Bu karakter her ne kadar karizmatik görünse de gözünüze ne birazdan bahsedeceğim karakter gelişmesini yaşayabilir ne de kendimizi ona yakın hissettirebilir. Bir çok başarısız yazarın veya senaristin yaptığı ana karaktere okuru/seyirciyi hayran etme yanlışına düşmemek gerekir. Çünkü hayran olduğumuz kişileri izlemeyi sevsek de günün sonunda aklımızdan uçar giderler. Ama sorunları olan ve bu sorunlar altında ezilmekten bıkan hepimiz gibi bir karakter bizlerle yüzlerce yıl gelebilir. Edebiyatın en başarılı karakterleri sürekli kendisini sorgulayan yanlışlarını farkeden bunlardan ders alan ve bir yolculuk yaşayan karakterlerdir. Raskolnikov (Suç ve Ceza), Cosette(Sefiller), Bilbo(Yüzüklerin Efendisi), İsimsiz çocuk(9. Hariciye Koğusu) vs. Bu yüzden karakterlerinize hatalar kusurlar ve eksiklikler ekleyin. Ve ilk sayfanız ilk adımınız düşmandan bahsetmeden önce karakterin bu eksikliğinden bahsedin. Ve Bu bahsetmeyi x karakteri hep korkaktı şeklinde değil, korktuğu bir macerasını anlatarak yapmanız daha güzel ve samimi olacaktır. Hatta hikayenin hiçbiryerinde karakterimiz korkak olduğunu düşünmesin kimse ona korkak demesin izin verin o sizinle okur arasında minik bir sır olarak kalsın. Ve bu eksikliği ekledikten sonra kendinizi öğrencilerini sınava sokan bir öğretmenin sert şefkatliğine sarın. Neler bildiğini ve ne kadar yapabileceğini görmek için sert olun ama yapamayacağı kadar zor soruları asla sormayın. Çünkü sizin işiniz karaktere değerini göstermek ve neler olabileceğini, potansiyelinin derinliğini ispatlamak. Bu yüzden eksiklikleri ve kusurlarını aşılabilir ama zorlayıcı olarak tasarlayın.

 

Kahramanımız küçük filin sorunu veya kusuru ise Albino olması. Doğuştan albino olan genç karakterimiz görüntüsündeki bu farklılıktan çok utanıyor ve diğer fillerle ilişkisinde çok çekiniyor. Herkesle abisi gibi rahatça iletişim kuramıyor. Bu yüzden de liderlik aklına bile gelmiyor. Karakterimizin bu utangaçlığını ise sevdiği dişi fille konuşmaya cesaret edememesi üzerinden anlatacağız.

 

İşte bu zorlayıcılık kısmında hikayemize “villain” ya da başarısız bir çeviri olan “ana kötü” giriyor. (Daha iyi bir çeviri önerisi olanlar aşağıdan paylaşırsa çok mutlu olurum) Ana Kötünün varoluş amacı her zaman kahramanın sorunlarının üzerine gidip onun parlamasını sağlamaktır. O yüzden kahramanın içsel sorununa meydan okuyan bir kötü tasarlayın. Ana karakterimiz korkak mı o zaman karşısına korkutucu bir ana kötü koyun.

Herkesin beğendiği bir Ana Kötü Joker. Ve bunun en büyük sebebi ise alttan alta haklı olduğunu hissetsek de eylemlerini onaylamıyor oluşumuz.

Herkesin beğendiği bir Ana Kötü Joker. Ve bunun en büyük sebebi ise alttan alta haklı olduğunu hissetsek de eylemlerini onaylamıyor oluşumuz.

Başka bir deyişle karakterimizin içsel düşmanı olan kusur veya eksiklikleri ile dışsal düşmanı olan ana kötü’yü bir noktada birbirine bağlayın. İşte bu kısımda eğer karakterin sorunlarını yeterince iyi anlatabilmişseniz ana kötü okur için de çok korkutucu veya tehlikeli olarak algılanacaktır. Buradan da anlayabileceğimiz üzere macera ne kadar dışarıda gerçekleşiyor ve dışadönük olsa da asıl macera kahramanın içdünyasında gerçekleşmelidir. Yolculukta kavga da dövüşte aslında kahramanımızın iç dünyasında yaşadığı değişimlerin örneklerle açıklanması gibidir. O yüzden kahramanın başına ne gelirse gelsin iç dünyasında etkilerini koyabilirseniz okurun umursadığı ve hissettiği gerçek bir kahraman yazmayı başarabilirsiniz.

Bunları yaptıktan sonra Ana Kötü’yü nasıl sevilebilir yapabiliriz sorusuna gelelim. Hatta daha önce neden Ana Kötü sevilebilir olmalı sorusuna cevap vermeliyiz sanki. Ana Kötü yukarıda da dediğim gibi Kahramanın içsel sorunlarının dışa bir yansımasıdır aslında. Diyalektik açısından söyleyecek olursak Kahraman “Tez” iken Ana Kötü “Antitez” olur. Ve Tez ile Antitez karşılaştığında Antitez eriyip yok olmaz veya ikisinden biri sağ çıkmaz, ortaya çıkan bir sentez olur. Başka bir deyişle Kahraman Ana kötü ile karşılaştığında onu yok etmez aslında. Onu kabullenir ve onunla birlikte gelişir yeni bir insan yeni bir canlı olma üstünlüğünü kazanır. Bu yüzden hikayenin sonunda biz her ne kadar yendik sansak da aslında Ana Kötünün bir parçasını üzerimizde taşımaya başlarız. Bu yüzden Ana Kötünün haklı olduğu doğruyu söylediği temel bir nokta olmalı. Ama bu yanına rağmen kötü adam olmayı tutabilmeli. Buna karşın birçok çözüm geliştirebilirsiniz. Benim en sevdiğim ve en klasik çözüm hastalıklı bir düşünce vermektir ana kötüye. Bu yöntem birçok şekilde gözükebilir Ana Kötü babasından çok eziyet çekmiştir ve bunun intikamını toplumdan alıyordur cinsel tacize uğramıştır bu yüzden tecavüz ediyordur tüm dostları katledilmiştir bu yüzden seri katil olmuştur arkadaşları tarafından tacize ve şiddete maruz kalmıştır onları toplayıp öldürüyordur. Bir çok farklı yönlerde gerçekten haklı olduğu bir suça soruna maruz kalmıştır ve bunu aşamıyordur. BU yüzden de yanlış yöntemlerle kurtulmaya çalışır. Bataklığa saplanmış ve kurtulmaya çalıştıkça daha da fazla batan eski bir arkadaş gibidir aslında Ana Kötü bu örnekte. Hikayenizin dozuna göre onu çekip çıkarabilir ya da daha fazla batıp etrafa zarar vermesini engelleyebilirsiniz. Bu size kalmış bir sorunsal elbette. Ama yine de ne yaparsanız yapın asla ama asla doğuştan veya karakteristik yapısından ötürü kötü bir adam yazmayın. Bu tür karakterler hem alışıldık oluyor hem de gerçekten kötü olduklarını hissettiremiyorlar.

 

Abi fil çok kararlı yetenekli ve idealist bir yapıya sahip. Fil sürüsünün geleceği için herşeyi yapmaya hazır ancak çok sert bir kişiliği var ve ani, sert tepkiler vermeye çok yatkın. Kardeşinin albino olmasından da çok utanıyor bunun nesillerinin zayıflığına bir dalalet olarak anlaşılabileceğinden çekiniyor. Buradan da anlaşılacağı üzere sosyal kimliğine ve görüntüsüne çok önem veriyor. Abinin bu karakterini filler konseyindeki bir fevri çıkışında göreceğiz. Normalde liderlik hakkının kendisinde olması ve filleri için aslında en iyiyi düşünüyor olması onun temeldeki anlaşılabilir yanı olacak. Ancak kardeşinden utanması ve babasının yerini hırsla istiyor olması onu Ana Kötü haline getirecek özelliği olacak.

 

Sonuçta doğasında kötü olmak olan bir canlı ne kadar kötü olabilir?

Güzel bir örnek, şeytan meleklerin arasında yaşayan saygın bir cin olmasına rağmen insanın yaratılıp ondan insana secde edilmesi istendiğinde Allah’a; “sen beni üstün olan ateşten yarattın toprağa mı secde edeceğim” diyerek isyan etmiş ve sonsuza dek insanları kötülüğe sürüklemekle cezalandırılmıştır. Binlerce yıllık metinlerde dahi işe yarayan bir yöntemi kullanmakta hiçbir mazur görmüyorum. O yüzden her zaman Ana Kötünüze bir parça haklılık vermek ve ne olursa olsun başına gleen şeylerde “ama haksızlık ya” tepkisini almaya çalışın. Ve izin verin Kahramanınız da bunu hissetsin ve savaşı yenmekten o kadar da mutlu olmasın.

Bu yazı da yüzeysel ve derinsel sorunlar arasındaki ilişkiye biraz daha girmek istiyordum ama yeterince uzadı. O yüzden bir sonraki yazımda Karakterin bilinçaltı ve bilinçüstü sorunsalları arasındaki farktan hikayeyi devam ettiren maceralara girişten “Treshold Guardian” dan ve akıl veren Mentordan biraz bahsedeceğim.

 

Önemli Not: Fil hikayesinin uygulamalı örnek olarak yazı ile birlikte geliştirdiğimden biraz klasik veya klişe bir hikayeye dönüyor olmasına kapılıp bu kadar kitabi bir öykü yazmaya çalışmayın lütfen.

 

Sonuç olarak, takıldığınız, sormak veya eklemek istediğiniz konular için hepinizi yorumlara bekliyorum.

Gruptan gelmeyenler için Bu Ay Roman Yazalım grubuna ve etkinliğine hepinizi bekliyoruz. 🙂

Etkinlik hakkında bilgi için tıklayınız.

Yorum Yaz