Doktor İyileşti mi?

Doctor Whoya ilk defa yine böyle bir bayram gününde(yazarken bayramdı) bağlandım ben.  bayramdan dolayı Doctor Whonun ilk sezonunu birgüne sığdırmış, yayınlıyordu. Bana da bir misafirlikte denk geldiğim Raxacoricofalapaput’mu ne onların bölümü denk geldi. O gün bugündür de dizinin sıkı takipçilerindenim.

Bazıları gibi oturup klasik seriyi izlemedim. İstedim mi? Evet ama sizin de bildiğiniz gibi koca bir ömür demek eski bölümler. Eski bölümlerini oturup izlemesem de sadece bir izleyici olarak da kalmadım. Duygusal olarak da bağlandım, gördüğüm herkese tavsiye etmeye, hatta yolunu bulursam zorla izletmeye kadar vardırdım durumu. (Herkesin aksine Matt Smith ilk bölümünden beri benim favori doktorumdu –“beans… bad, bad beans”- az kavga etmedim bundan ötürü) Ama durum son bir iki sezondan itibaren değişmeye başladı ve eski aşkım yavaş yavaş köreldi. Özellikle Moffat’ın diziyi, karakter dizisi olmaktan çıkarıp kurgu dizisine çevirmeye başlaması oldukça canımı sıkmaya başlamıştı. Yanlış anlamayın getirdiği karmaşık ve karanlık kurgularla bir derdim yok, hatta tam tersine Moffatın diziye getirdiği güzel özellikler bunlar.

hayalgezer-hayal-gezer-fantastik-bilim-kurgu-altkültür-doctor-who-missy-dalek-doctor

 

Daha açık söylemek gerekirse, Doctor Who, eskiden Doktorun karar aşamaları, ahlak sorgulamaları, en kötü, yancılarıyla (companion=yancı) ilişkileri çerçevesinde gelişen hikayeler bütünüydü. Ama Moffatla birlikte enteresan kurgulara döndü. Enteresan kurgular iyidir güzeldir başımın tacıdır ama Doctor Whoyu Doctor Who yapan şey değildir malesef. Biz Doktor karakterini fıtratı ile vicdanı arasındaki o kısır savaşlarla tanıdık ve öyle sevdik. Keşke bıraksaydı öyle kalsaydı hep.

Ama ne oldu, “Doctor who?” sorusuna kapıldık gittik. Doktor zaten kim olduğu sorusuyla varolan, o soruyu her macerasında parça parça cevaplayan bir karakterdi. Bunu ete kemiğe bürüme vaadiyle yanlış topa girmiş oldu Moffat. –Doktorun, Davrosun sandalyesine oturması bu soruya belki de küçük de olsa bir cevaptı-

Yeni sezonlarla birlikte gerilmeyi veya hissetmeyi bıraktık. Çünkü Doktor’un altından gelemeyeceği bir sorun yoktu ki. Her olaya karşı bir planı bir projesi vardı zaten. Bir de hikaye, kurgu ve macera temeline dönüşünce bütün gerilimler anlamsızlaşmaya ve Doktor’a her bölüm tekrar tekrar duyduğumuz bir hayranlığa dönüştü. Bir bölüm de üç dört defa deus ex machina iner miydi? Doctor Who da inerdi işte. Bu da doğal olarak Doktor gibi bir karakteri macera temelli bir hikayede sıkıcılaştırıyordu.

Çok uzattım belki ama gerçekten bir cinayetti bu yapılan. Bu yüzden yeni sezonun ilk iki bölümünü bir izleyecek kadar yayınlanmasını umursamadım ve yine bu yüzden sıfır beklentiyle izledim. Ama Moffat beni bu sezon kelimenin tam anlamıyla büyüledi.

Bu sezon hikayenin temelinde kocaman bir ahlak sorusu yatıyordu. Batıda 2. Dünya Savaşı ile tartışılmaya başlanan soru. Eğer zamanda yolculuk yapabilsek Hitler’i çocukken öldürmek ahlaklı bir eylem midir? Bu sorunun temelinde ise din felsefesinde ki meşhur, kötülüğün doğası tartışması yatıyor. Acaba başka şekilde hayatımız olsaydı, şu anda olduğumuz kişi gibi mi olacaktık. Eğer bu soruya evet dersek o zaman insanın yaptığı seçimlerin anlamsız olduğu ve dümdüz çizilmiş bir kaderi yaşadığı anlamına gelir. Peki çizilmiş bir kaderi yaşayan insana nasıl kötü dersin ki? Eğer bu soruya hayır dersek bu sefer de bizi biz yapanın çevremiz olduğu anlamına gelir. O zaman kime kötü diyebilirsin ki? Bir çocuk Hitler olduysa bunun sorumlusu alman halkı, dolayısıyla insanlık değil midir? Ve bu tartışma izleyiciyi sıkmadan sadece hissettirerek ve akıllarda bir soru bırakarak adeta bir sanat eseri gibi işlenmişti bu bölümde.

Ve sadece ahlak tartışmasıyla da kalmadı hikaye. Bu bölümde Doktor dizlerinin üzerine çöktü ve bağışlanma diledi. Aptal yerine kondu en aciz haline düştü. Tabiri caizse “tanrı” kanadı bu bölüm ama bir sonraki sahnede adeta bir simurga kuşu gibi küllerinden doğmayı da bildi. En büyük zaferlerinden birini kazandı.

hayalgezer-hayal-gezer-fantastik-bilim-kurgu-altkültür-doctor-who-missy-dalek

Ve hikaye sadece Doktor değildi, Missy’yi de daha iyi tanıma fırsatı elde ettik. Gerçekten kötü olduğunu ve gerçek kötünün ne demek olduğunu gördük. (Doktor’a Clarayı öldürtme çabası kıskançlık mıydı yoksa saf kötülükten miydi acaba?) Bencilliğini, umursamazlığını, psikopatça zafer takıntısını, korkutucu zekasını ve hatta Doktora hayranlığını gördük. Bu bölüm belki de tüm dizide aldığımızdan daha ciddi bir Master portresi çizildi. Ve ayrıca geçen sezon beni korkutan şey olmadı Missy kadın olmakla karakterinden hiçbir şey kaybetmedi. Ya da kaybettirilmedi.

Missy ile kalmadık, Dalekleri de tanıdık, sevgi anlayış gibi güzel duyguları, zırhlarının tercüme edemediklerini gördük. En anlamsız bir duyguların bile silahlarını ateşlediğini, en basit aykırı fikrin bile “exterminate” nidası ile karşılandığını gördük. Ve bu bölüm bence, ileride Dalekleri anlamaya itecek bölümler için bir önadım niteliğindeydi.

Ve son olarak belki de yıllardır ilk defa Doktorun karizmasına kapıldığımı hissettim.

 

Alakasız Not: Bu bölümde bana mı öyle geldi bilmiyorum ama bir mantık hatası vardı bence. Doktorun gitar çaldığı sahnede (klasik anlardan biriydi) savaşmak için karşılaştığı adamın aslında Dalek olduğunu öğreniyoruz sahnenin sonunda. Adam alnından çıkan Dalek gözüyle High Command’e rapor veriyor. Bu adam Doktorun 3 haftadır orada olduğunu biliyor, yani uzunca bir süredir Doktorun nerede olduğu Daleklerce biliniyordu. Ama aynı zamanda Davros, Doktoru fellik fellik tüm galakside arıyordu.(Colony Sarff) Ve sonunda kendi çabasıyla değil Clara ile Missy’yi takip ederek buluyordu. Bu nasıl mümkün oluyor, söylemek Daleklerin aklına gelmedi mi acaba? Yoksa ilerleyen bölümlerde açıklanacak bir soru parçacığımıydı bu sahne?

Zamanınızı ayırıp bu uzun ve kişisel duygularla hazırlanmış yazıyı okuduğunuz için Teşekkürler.

Sormak, eklemek veya paylaşmak istediğiniz bir şey mi var? Yorumları kullanabilirsiniz. Sizden duymaya can atıyorum.

 

Yorum Yaz

Yorum Yap