Tarçın (Öykü)

Tarçın, küçük sıcak ve herşeyin toprak kadar eski olduğu bir ülkenin prensesiydi. İnci tanelerine benzeyen, güzelliğine güzellik katan gözleri aynı zamanda körlüğünün göstergesiydi. Dünyası inci renklerindeydi, az parıldayan cinsinden soluk beyaz ve pembe…

Tarçın hiç konuşmadı.

Anne ve babası, Rani ve Rajah, Tarçını konuşturabilecek kişiye sarayda koca bir oda, yeşil bir papağan, mango ağacı tarlaları ve Raninin teyzesinin koca bir portresini vaat ettiler.

Ülke bir yandan dağlar, diğer yandan ormanlarla kuşatılmıştı. Ve bunların dahi uzaklarından bir çok insan Tarçına konuşmayı öğretmeye akın ettiler. Geldiler, sarayın odalarında kaldılar, Mango tarlalarını ekip biçtiler, papağanı beslediler ve Raninin teyzesinin(şimdi geçen yıllar ve pişmanlıklar belini büküp güzel yüzünü çirkinleştirmişse de zamanında çok güzeldi teyze) resmine hayran kaldılar. Ama eninde sonunda hepsi gerisin geri bıkkınlık ve küçük kıza söylenerek dönüp gittiler.

hayal-gezer-hayalgezer-fantastik-öykü-çeviri-gaiman-neil-cinnamon-tarçın-vaat-mango-papağan-resim

Bir gün saraya kocaman, korkunç bir Kaplan geldi. Siyah ve turuncu renklerde, çizgi çizgi bir kabus… Tıpkı tüm kaplanlar gibi bu da yeryüzüne inmiş bir tanrı edasıyla adım atıyordu. İnsanlar korkmuştu.

“Korkulacak bir şey yok” dedi Rajah. “Kaplanların çok azı insan eti yer.”

“Ben yerim” dedi Kaplan

İnsanlar buna çok şaşırdı. Ama şaşkınlıkları korkularını kımıldatamadı bile.

“Yalan söylüyor olabilirsin” dedi Rajah.

“Olabilirim” dedi Kaplan. “Ama değilim. Şimdi, konuşturacağım o yavru kaplan nerede?”

Rajah, Raniye danıştıktan sonra Raninin teyzesinin itirazlarına ragmen Kaplana saraydaki odasını gösterdi. Teyzesine kalsa Kaplan şehirden süpürgeler ve sivri sopalarla kovulmalıydı ama Teyzeyi dinlemeyen Rajah Kaplana sadece odayı göstermekle kalmadı, resmi, mango tarlalarının gelirlerini de Verdi. Hatta elinden gelse Papağanı da verecekti ama durumdan hiç memnun olmayan papağan sarayın çatısına kaçmış ve tüm ısrarlara ragmen aşağıya gelmeyi reddetmişti.

Tarçına, Kaplanın odası gösterildi.

hayal-gezer-hayalgezer-fantastik-öykü-çeviri-gaiman-neil-cinnamon-tarçın-kaplan

“Rigada yaşayan genç bir kadın vardı” diye ciyakladı Papağan tünediği çatıdan, “kaplan sırtında gezmeye çıkan. Kaplan yüzünde koca bir gülümseme ve karnında kadınla geri döndü.” (Burada edebi ve tarihi tutarlılık için eklemeye mesul hissediyorum ki bu, papağandan çok daha eski ve orjinal metni anlamı aynı olsa da lafız olarak daha uzun bir şiirden alıntıydı.)

“Gördün mü” dedi Raninin Teyzesi. “Kuşlar bile bilir bunu”

“Beni kızla yalnız bırakın” dedi Kaplan

Sonunda Rajah, Rani, Raninin Teyzesi ve saray çalışanları odayı terk edip Tarçınla kaplanı yalnız bıraktı. Tarçın parmaklarını kaplanın tüyleri arasında gezdirdi ve sıcak nefesini yüzünde hissetti.

Kaplan, Tarçının elini kendi pençesinin içine aldı.

“Acı” dedi. Ve keskince bir tırnağını Tarçının avucuna batırdı. Tırnak, yumuşak kahverengi deriyi deldi ve bir damla kızıl kan topu gözüktü.

Tarçın inledi.

“Korku” dedi Kaplan. Ve kükremeye başladı. İlk başta o kadar sessizdi ki duymak için kulak kabartmak gerekiyordu. Mırlamaya kadar yükseltip tekrar sessiz kükremesine döndü. Tıpkı uzaklardan duyulan bir volkan gibi. Hemen sonra sarayın duvarlarını titretecek bir kükremeye dönüverdi.

Tarçın titredi.

“Sevgi” dedi Kaplan. Ve sert kırmızı diliyle Tarçının avucundaki kanı ve yumuşak kahverengi yüzünü yaladı.

“Sevgi mi?”diye fısıldadı Tarçın, vahşi, uzaklardan yankılanan, karanlık bir sesle.

Ve Kaplan ağzını açarak aç bir tanrıymışcasına gülümsedi. Ki kaplanlar böyle gülümser.

O gece dolunay vardı.

Çocuk ve Kaplan odadan beraber çıktıklarında dışarıda parlak bir gün vardı. Ziller çaldı ve parlak kuşlar şakıdı. Kaplan ve Tarçın, birlikte tahtlarında oturan ve iki yanlarında iki hizmetçi tarafından palmiye yapraklarıyla serinletilen Rani ve Rajah’ya doğru yürüdü. Raninin teyzesi ise bir köşede onaylamaz bir tavırla çayını yudumluyordu.

“Konuştu mu?” diye sordu Rani.

“Neden ona sormuyorsun?” diye kükredi Kaplan.

“Konuşabiliyor musun?” dedi Rani.

Kız başıyla onayladı.

“Hah” diye şakladı Teyze. Sırtını yalayabildiği kadar konuşabiliyor anca.

“Şşş” dedi Rajah, Rani’nin teyzesine.

“Konuşabiliyorum” dedi Tarçın. “Galiba her zaman konuşabiliyordum”

“Peki niye konuşmadın?” diye sordu annesi.

“Konuşmuyor ki” diye söylendi Raninin teyzesi. Kaplan onun sesini taklit ediyor.

“Birisi şu kadını susturabilir mi?” diye sordu Rajah odadakilere.

“Durdurulmaları başlatılmalarından daha kolay” dedi Kaplan. Ve konuyla ilgilendi.

Ve Tarçın;”Niye mi? Çünkü söyleyecek bir şeyim yoktu” dedi.

“Peki ya şimdi?” diye sordu babası.

“Şimdi ise Kaplan bana ormandan bahsetti.Maymunların gevezeliklerinden, şafağın kokusundan, ayışığının tadından ve flamingoların doldurdukları bir gölden havalanırken çıkardıkları sesten” dedi Tarçın.

“Bunu yapamazsın” dedi Rajah. “Yasaklıyorum”

“Zor” dedi Tarçın. “Bir kaplana bir şeyi yasaklamak”

Ve Rajah ile Rani aralarında bir süre düşündükten sonar Tarçına hak verdiler.

“Ayrıca” dedi Rani. “Orada kesinlikle mutlu olacaktır.”

“Peki ya saraydaki oda, mango bahçesi, Raninin büyük teyzesinin resmi veya papağan. Onlara ne olacak.” dedi Rajah. Dünyada işlevselliğin bir yeri olduğuna inanır bir tonla.

“İnsanlara dağıtın” dedi Kaplan.

Ve şehir halkına bir duyuru yapıldı. Bütün şehrin bir papağanın, bir mango bahçesinin, bir resmin sahibi olduklarını ve Prenses Tarçının artık konuşabildiğini herkes duymuştu.  Ama Prenses eğitimi için bir süreliğine uzaklara gidecekti.

Şehir meydanında bir kalabalık toplandı. Ve çok kalmadan sarayın kapıları Kaplan ve çocuk için açıldı. Kaplan, sırtında oturan ve sıkı sıkı tüylerine sarılan kızla birlikte ağır ağır yürüyerek çıktı kapıdan. Ve çok geçmeden ikisi de orman tarafından yutuldu. Ki kaplanlar böyle ayrılırlar.

Ve hikayenin sonunda kimse yenmedi. Tabi zamanla nasıl biri olduğu unutulup, akıllarda sadece şehir meydanına asılan resmindeki gibi sonsuza kadar genç ve güzel kalan teyzeyi saymazsak.

 

Neil Gaiman’ın Cinnamon nam Kısa Hikayesinin çevirisidir.

Yorum Yaz

Yorum Yap