Aslolan

1
Mor… Gökyüzünü kaplayan bu sonsuzluğa verilmiş ad. “Lakin dünyanın bu kısmı teşekkül ettiğinden beri burada duran bir şey için aceleci bir isim seçmişsiniz” diye fısıldadı bir gölge. Tanıdık geliyordu bu bir yerden. Ama hepsi, bir sis perdesinin arkasındaydı. Bazen el yordamıyla bir şeyler bulduğu oluyordu, yoklayarak, hissederek, anlamlar çıkarıyordu parça parça. “El yordamıyla” evet tanıdık gelen bir kelimeydi. “Aslında kelime sayılmaz” diye düzeltti beyni otomatikmen. Umursamadı bunu Genç. Bu kelime çok şey ifade eder gibiydi ona. Bir an sonra aklına gelen bir kaç parça şeyde, kaybolup gitti. Hiç sabiti yoktu, her şey batıp gidiyordu. O, batıp gidenleri sevmezdi. Bir şeyler çağrıştırdı bu aklında hayal meyal. Sisin içerisinde bir şeyin bir kenarını tutmuş gibiydi. Ama hemen sonra, tuttuğu parça sıyrılıp gitti ellerinden.

“Sabit” evet şu anda kendisine kalan son şeydi bu. O da gitse, yitip gidecekti Genç. Sıkıca sarıldı ona. O sarıldıkça devamı gelir gibi oldu. “Sabit imkanın ispatıdır” diye fısıldadı bir gölge. Sabit olanı aramıştı, sabit olanı arıyordu, sabit olanı arayacaktı. O’nu yenmek için zatından hariç bir sabit bulmak. O’nun kurduğu bu hayalin dışından en az onun kadar gerçek bir sabit. O zaman amacına ulaşabileceğinin mümkün olduğunu görecek ve rahatlayacaktı. O zaman yitip gidebilirdi, bir başka meşgale bulana kadar. Kim olduğu çok da önemli değildi. Yeni bir kendinden oluşturmak da eğlenceli olabilirdi aslında. Ama önce mümkün olduğunu bilmeliydi. Hayatında hiç bir zaman başarıları önemsememişti. Onun için önemli olan mümkün olmasıydı. Hafifçe gülümsedi kendisini cesaretlendirmek için. Ve uzaklarda bir yerde, batmadan önceki son eğlencesinde olan mor güneşe doğru yürümeye başladı. “Segeney’in hatırına” diye fısıldadı bir ses. Gülümsedi Genç, sebebini bilmeden.

2

Mor bir daldan, mor bir kuş havalandı. Mükemmel bir diklikle gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. “Ama bu imkansız” diye itiraz etti kafasındaki ses. Umursamadı Genç onu. Güneş, batmadan önceki son eğlencesindeydi.

Oturduğu beyaz taştan kalktı. Arkasını güneşe, önünü dağlara verdi. “Arkandan gelip önüne gidiyorsun” diye fısıldadı bir gölge. Anlamasa da gülümsedi Genç. Günlerce yürüdü, yorulmadan, sarsılmadan, dinlenmeden. Durmak aklına bile gelmedi, “durmayacak mısın” diye sorsaydı birisi o an, başını kaldırıp bir an şaşkın şaşkın baktıktan sonra “durmak mı” diye sorardı, daha çok kendisine hitap ederek. Onun için varolan yürümekti. Aylarca, haftalarca, günlerce yürüdü. Ve kaldırdı başını yerden, dağlar hala aynı uzaklıktaydı sanki. Tekrar eğdi başını, yıllarca, aylarca, günlerce yürüdü. Ve kaldırdı başını. Dağlar bir parça bile büyümemişti. Sorun etmedi Genç. “Yürümeye devam etmek, aslolan budur” diye konuştu kendisiyle. Sonuç onu bulacaktı. Asırlarca, yıllarca, aylarca yürüdü Genç, inançla atarak adımlarını. Ve başını kaldırdı, dağlar bir parça bile yakınlaşmamış gibiydi sanki. Vazgeçti, “sen de sabit değilsin” diye bağırdı dağlara. “Kovaladıkça kaçan ateş böceği gibisin” Ardından çılgınlar gibi kahkahalar atmaya başladı.

Bir kaç adım gerisinde, tanıdık, beyaz bir taş vardı. Ona doğru yürüdü ve özenle oturdu. 5 saat 5 gün 5 ay dinlendi. Yorulduğu için değil, yürüyüşten sonra dinlenilmesi gerektiği için. Zamanı geldiğine karar verince kalktı taştan. Batmadan önce ki son eğlencesinde olan güneşe doğru yürümeye başladı. Asırlarca ve yıllarca yürüdü. Doğru an geldiğinde vazgeçti, bir kaç adım gerisindeki beyaz taşa yürüdü ve üzerine oturdu. Dinlendi, tekrar kalktı, bu sefer bir diğer yöne gitti.

Zamanı geldiğinde dinlendi, zamanı geldiğinde yürüdü. O var oldukça, farkında oldukça yürüdü. Kimileri “bu onun cezasıydı” dedi. “Aslolan itaat olduğu için.” Kimileri “bu onun ödülüydü” dedi. “Aslolan arayış olduğu için.”

Lakin herkesin mutabık olduğu bir şey vardı. O’nun aklındakini bir tek O bilirdi.

3

“Ancak aslolan oydu” diye fısıldadı İhtiyar. “İnsanlar ise sadece ahmaktı.” “Ahmaklar” diye fısıldadi bir gölge. Gülümsedi İhtiyar.

SON

Yorum Yaz

Yorum Yap